YAPIM AŞAMASINDA
by TurtleTurk.Com on Mar.08, 2010, under Ana Sayfa
BU SİTE YAPIM AŞAMASINDADIR!
BU BİR ANA SAYFADIR!
Salmonella
by doe on Mar.09, 2010, under Makaleler
Salmonella (Önemli)
Bu bakteri özellikle yavru kırmızı yanaklı su kaplumbağasında görülür. Ağızlarında yerleşen bakteri eğer bir insanla temasta yaralanmaya sebebiyet verirse bakteriyi insana aktarmış olur. Bu nedenle küçük çocuklar risk altındadır. 1970′lerde ABD’de çıkan 10cm’nin altındaki kabuk büyüklüğündeki su kaplumbağalarının ticaretine sınırlama getiren yasa ile bu riskler en aza indirilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte bir çok sürüngen ve diğer hayvanlar bu hastalığı taşırlar. Su kaplumbağaları sadece bunların içinde konumuz olduğu için öne çıkmaktadır. Bağırsaklarında taşıdığı bu bakteriyi herhangibir acı sırasında bırakabilir. Bunu anlamanın en kesin yolu uygun bir veterinere onu götürüp test ettirmektir. eğer sonuç negatif çıksa bile bu onda bu hastalığın/bakterinin olmadığını göstermez. O sırada bu bakteriyi salmamış olabilir.
Bu hastalık çerçevesinde birincil risk altında olanlar elbetteki kontrolsüz ve bilinçsizce su kaplumbağasını mıncıklayan küçük çocuklardır. Onlar her zaman bir ebeveynin gözetitinde olmalıdırlar. Aksi takdirde bir yanlış tutması ve akabinde su kaplumbağası tarafından yaralanması sonucu bu hastalığa yakalanabilirler.
Korunmak için yapılması gerkenler oldukça basittir. Bunlar arasında en kestirme ve kesin çözüm bu su kaplumbağalarına hiç sahip olmamaktır. Ancak çoktandır sahipseniz yahut bir su kaplumbağası edinmekte ısrarlıysanız yazının ilk başında belirttiğim gibi bağzı kurallara uymanız gereklidir. Tüm bunlar dışında kaplumbağanızı elinize fazla almamanız lazım, zaten su kaplumbağaları yahut diğer kaplumbağa türleri elde oynanmaya, sevilmeye uygun bir evcil hayvan değildir. Ancak öyle yada böyle elinize alacaksanız, yapmanız gereken onu iki elinizle beraber kavramanız ve hayvana güven telakki etmenizdir. Yani bunu yaparken onu strese sokmamalısınız. Elinizi ısırmasına, tırnaklarıyla çizmesine izin vermemelisiniz. Ve işiniz bittikten sonra ellerinizi bir sabun ile güzelce yıkamalısınız. Su kaplumbağasını yıkadığınız, temizlediğiniz, lavabo, küvet vs.. gibi yerleri kullanmadan önce mutlaka iyice temizlemelisiniz. Mutfakta ki araç gereç ve lavabo ile temaslarını kesinlikle engellemelisiniz.
Unutmayın her şeyin başı “hijyen”dir. Salmonella Su kaplumbağalarında olduğu kadar günlük hayatta soframıza gelen tavuk, koyun, dana gibi hayvanlardada olabilmektedir! Ancak yukarıda üzerine basa basa söylediğim kaidelere uyarsanız kaplumbağalardan yana hiç bir problem yaşamazsınız. Sağlıklı ve neşeli günler geçirmeniz dileğiyle.
Kaynaklar;
Anapsid.org – Herps and Zoonoses (And Related Human Health Concerns)
Arav.org – Salmonella Bacteria and Reptiles: Client Educational Handout
PetEducation.com – Salmonellosis and Its Risk to Reptile Owners
ATP Austin Turtle Page
TurtleTurk.Com tarafından hazırlanmıştır.
Su Kaplumbağaları İle İlgili Genel Bilgiler
by doe on Mar.09, 2010, under Makaleler
Kaplumbağalar İle İlgili Genel Bilgiler
Su Kaplumbağalarının Nasıl Bir Yuva Hazırlamalıyız?
Su kaplumbağalarına bakmak göreceli olarakta olsa genelde kolaydır. Uygun bir kap, içine bir kaya ve kaplumbağa ile işlem tamamdır. Ancak evcil hayvan dükkanlarında bulunan ufak plastik kaplar “kaplumbağa gölcükleri” tamamen yetersizdir. Ve hatta kaplumbağa bakımında tecrübeli kişiler tarafından “ölüm yuvaları” olarak adlandırılmışlardır. Su kaplumbağalarının sağlık ve uzun ömürlerini garanti etmek için küçük basit bir kaptan çok daha fazlası gereklidir. Isıtmak, aydınlatmak, sıcaklık kontrolü, suyun filtrelenmesi gibi hususlar su kaplumbağaların sağlık ve mutlulukları için son derece önemlidir. Hatta bazen uygun şekilde dizayn edilmemiş büyük hacimli akvaryumlar bile su kaplumbağalarının gereksinimlerine tam anlamıyla cevap vermezler. Çünkü bu akvaryumlarda su kaplumbağaları için tamamen “kuru bir alanada” ihtiyaç vardır.
Su kaplumbağalarına güvenilir marka kaliteli kutu yemler kullanarak işe başlamalıyız…
Bunların dışında su kaplumbağalarının herşeyi yedikleri ve herhangi birşey ile beslenebileceği gibi fikirleri kafanızdan çıkarın. ( sosis, kedi mamaları vs.. gibi) Onların diyetleri hergün gelişen ve yeni şeyler bulunan bir bilimdir. Her türün özel beslenme ihtiyaçları vardır. Bunlar birazda zamanla oturacak şeylerdir.
Kuru alan ve Isıtıcı Spot Lamba – Doğal Güneş Işınları & Güneşlendirme
Kaplumbağaların yukarıdada değindiğimiz gibi kuru alanlara ve güneşlenmeyede ihtiyaçları vardır. Ancak bu evlerdeki masa lambaları yahut basit bir akvaryum flörasanı olmamalıdır. Onlar özel aydınlatmaya ihtiyaç duyarlar.Su kaplumbağaları endotermiktir yani “soğuk kanlı” bu nedenle onlar kendi vücut sıcaklığını insanlardaki yahut birçok hayvandaki gibi sabit tutamazlar. Bu nedenle ısı düştüğünde su dışına çıkıp güneşten faydalanırlar ve gerektiğindede dengelemek için tekrar suya girmeye ihtiyaç duyarlar. Bir kaplumbağa sahibi ilk baştan bunları garanti etmelidir! Bunlar yinede hayatını tamamiyle garanti edemez. Nihayetinde yapay bir ortamdır. Ancak doğal ortamlarını ne kadar çok taklit ederseniz ve bunda ne kadar çok başarılı olursanız, onlar kendilerini o kadar güvende ve sağlıklı hissederler ve size doğal hareketlerini sergilerler. Bunun için güne ışığını taklit eden UVB floresan lambalar akvaryumumuz için önemli bir gereksinimi oluşturur. Ama tabi hiçbir UVB lamba gerçek güneş ışınları etkisini sağlayamaz. Bunun için ilkbahar ve yaz aylarında; öğleden sonraları (ufak bir kapta sığ su, hafif bir yükseklik ve gölgelik alan oluşturarak) 1-2 saat civarı güneşlendirebilirsiniz.
Kaplumbağam attığım topu getirir mi?
Bunların dışında onlardan çok fazla şey beklenmemelidir. Yani lafın özü onlar birer kedi yahut köpek değillerdir. Sizinle yürüyüşe gitmezler, tutulmaktan ve okşanmaktan hoşlanmazlar. Bu tip durumlar onların gereksiz yere strese girmesine ve bu yoğun streste onların sağlık problemleri yaşamasına sebep olacaktır.
Kaplumbağanın doğal ortamını düşünmek bize birçok gerçeği gösterir…
Genel olarak evlerinizde oluşturduğunuz yapay ortamlarda nekadar çok doğal ortamlarını taklit ederseniz ve onlara olduklarından farklı bir şeylermiş gibi davranmassanız, ihtiyaçlarını göz önünde bulundurur ve bu kaidelere dikkat ederseniz, ömürleri daha uzun olduğu gibi gönülleride mutlu olacaktır.
Beslenme
Onları sağlıklı ve aktif tutmanın diğer bir unsuruda sahibi olduğunuz türe uygun bir beslenme dieti uygulamaktır. Su kaplumbağaları genellikle “opportunistik” beslenirler. Yani fırsatçıdırlar. Yaradılışları gereği önlerine çıkan bir yiyeceği eğer o an kapmazlarsa, ona birdaha ulaşamayacaklarını sanarlar. Ancak Su kaplumbağaları oldukça zeki canlılar oldukları için zamanla sizin tarafınızdan önüne koyulan ona özel yiyecek kabını tanıyacaktır. Yani sizin eğiiminize sahip olacaktır. Ancak besleme konusunda en önemli husus belli bir program dahilinde ve belli bir dozda yem vermektir. En önemli hata ise fazla beslemektir. yukarıdada belirttiğimiz üzere yaradılışlarından gelen bir dürtü ile ve doğada her an yiyecek bulamayacağı endişesi ile önüne konan herşeyi yemeye çalışacaktır. Ancak akılda tutulması gereken birşey varki onlar aslında herzaman aç değillerdir. Sadece dürtüleri ile hareket ederler! Yani belli bir rutin tutturmak zorundasınız!
Bu diet konusuna iyice eğilecek olursak şunlar söylenmelidir; özellikle yağlı ve yüksek müktarda karbonhidrattan kesinlikle uzak durmalısınız proteinli yiyecekler ile idare etmelisiniz. Ancak bununda fazlası önerilmez. Unutmayın ki “herşeyin azı karar çoğu zarardır!” Belirli bir dietti tutturduktan sonra bir anda bundan uzaklaşmakta kaplumbağanın yaşamında hayati bir hatadır. Hazır kaplumbağa yemleri verilmesi uygun olsada sadece onlara güvenmekte hatadır. Daha çok doğal yiyeceklere güvenilmelidir. Etçil olan kaplumbağalarada herzaman olmasa bile “canlı yem”ler mutlaka verilmelidir. Tabi bitkilerde ihmal edilmemelidir. Meyvelerin ekşi olanlarından ise kesinlikle uzak durulmalıdır!
Kaplumbağanıza verebileceğiniz, onun dietinde kullanabileceğiniz muhtemel besinler şunlardır; Marul, lahana, havuç, kavun, çilek, sümbül, toprak solucanı, karides, kankurdu, cam karides, hamsi, ton balığı(yağsız olmalı/konserveden çıkan değil), sülük, mumkurdu, meyve kurdu, salyangoz(Apple Sanail, minare vb..), sivrisinek larvası Bunlara bakarak ve temel ögelere dikkat ederek bu liste uzatılabilir.
Bunlar dışında kaplumbağaların “kalsiyum” ihtiyaçlarının kesinlikle karşılandığından emin olmalısınız. Bunun için kurutulmuş karides veya mürekkep balığı kemiğini verebilirsiniz. Mürekkep balığı kemiğini toz hale getirip kullanabilirsiniz. Toz kalsiyum olarak hazır bir yöntem ise, piyasada kaplumbağalar için satılan “toz kalsiyum” ların kullanılmasıdır. Her yiyecekte kullanılabilir bir haldedir. Önce her hangi bir besini ıslatıp nemlendirdikten sonra bu tozdan üzerine az miktarda serpip kurumasına izin verdikten sonra kaplumbağaya verildiğinde (su kaplumbağası ise) bu toz suda dağılmayacak ve kaplumbağanız tarafından büyük olanda alınacaktır.
Besleme düzeni
Beslenme düzenine gelince bu tecrübelerle, zamanla öğrenilsede genel geçer bir tanım yapmak istersek:
Yavru olan kaplumbağaların günde bir veya iki öğün kendi kafası büyüklüğünde ya da 1-2 dakikada tüketebileceği kadar protein oranı yüksek yem yemesine izin verilmelidir.
Erişkin kaplumbağaları ise (yada yetişkin adayı/subadult) günde bir öğün yada gün aşırı daha çok bitkisel kökenli yem yemesine izin verilmelidir.
doe
Kaplumbağa Üretimi
by Dj_ReX on Mar.08, 2010, under Makaleler
YAVRULAMA VE KULUÇKAYA YATIRMAK
Kur Hareketleri

Kaplumbağa türlerinde kur yapma genelde erkeğin dişiyle karşılaştığı anlarda gıdıklamak veya yüzüne sürtmek amacıyla tırnak titretmesi ile olur.Bu kur hareketleri saatlerce,günlerce ta ki dişi erkeğin üzerine çıkmasına izin verene kadar devam eder.(Not: Ön tırnakları titretme ara sıra dişiler tarafından da yapılan bir hareket olduğu için üreme amaçlı olmayabilir. Bu cinsel olgunluğa erişmiş genç kaplumbağalar için güvenilir bir yöntem olmayabilir.) Çiftleşmeden iki ya da üç hafta sonra dişi yumurtalar için kontrol edilmelidir.(Bunu parmağınızı nazikçe kabuğun arka ayak kısmındaki kısmından sokarak yapabilirsiniz.Eğer gebeyse içindeki yumurtaları hissedeceksiniz.) Bu noktada ona yumurtlaması için uygun bir alan gerekir.
Nemli kum ya da topraktan (toprakla karışık dere çakılı bu iş için gayet ideal) arka ayakları uzunluğu kadar derin (tabiki ileriyi de hesaba katmak lazım) bir kuru alan yapmak gerekir. ( Bu tahminen 10 cm civarı[yaklaşık 4 inç)(bir kaç inç kadar diye belirtilmiş yazıda.))[Ama kuru alanı biraz daha fazla yapmakta fayda var. Kaplumbağa bilinçsizce kazmaya devam edebilir. Onun için 20 cm lik bir kuru alan mükemmel olacaktır.) Bu durumda dişi hareketli ve huzursuzca yumurtlamak için yer arayacaktır. Dişi yuvayı doğru yere kurmak için muhtemelen bir kaç test kazısı yapacaktır. Yumurta odacığı arka ayaklar tarafından değişimli olarak kazılır ve yumurtlama başlar. Dişi yumurtaların üzerini kapatmadan önce onları düzenler ve yuvayı kapatır. Eğer yumurtlamaya tanık olmadıysanız, yakın zamanda dağıtılmış toprağa dikkatlice bakın. Eğer dişinin yumurtladığına dair şüpheleriniz varsa tekrar elinizle tartın.Eğer yumurtladıysa hatırısayılır ölçüde bir hafifleme hissedeceksiniz.
Kuluçkadaki yumurta sayısı 2 ila 23 arasında değişebilir & Tek bir dişi yılda 5 sefere kadar yumurtlayabilir.
KULUÇKAYA YATIRMAK
Bu teknik Kuzey Amerika kaplumbağa yumurtlamalarında kullanılmıştır. (Common snappers,common map turtles, Alabama map turtles, painted turtles, musk turtles, softshells & box turtles) RES için de geçerlidir.
Kuluçkaya yatırmak için bulduğum en kolay yol onları içi turba yosunu ve kaktüs toprağı veyaVermiculite‘i bir plastik kaba yerleştirmek.( Nem oranını korumak ve su basmasını engellemek için kabın altına birkaç tane su gider deliği açın) Yumurtalar yukarıda seçilen substrata yalnızca üst kısımları gömülü olarak yerleştilmelidir.(Yumurtaların üst kısımlarını bir kalem vasıtası ile işaretleyebilirsiniz.) Bu kap daha sonra tel bir raf üzerine oturtularak küçük bir akvaryuma koyulur. Sıcaklık için akvaryum ısıtıcısı kullanmak gereklidir. Akvaryum ısısı 25.6 C ila 28.3 C arası değişebilir.Bu aralık ayrıca %75 ila %85 arası bir nem değeri sağlar(Midland türü kaplumbağaların yumurtaları sert ve kalındır.Eğer %80 ya da daha iyi bir nem oranı sağlanamaz ise yumurtalar çökerler ve ölürler. 28.3 C derecedeki yumurtalar hemen hemen 50 günde açılırken, 25.6 derecedekiler 55-60 gün arası açılırlar. Substrat seçimi bu iş için önemlidir.Tamamen ıslak olmayan hafif nemli bir toprak seçimi uygundur.Akvaryumun içinde yoğunlaşma olacaktır. Yoğunlaşan damlaların direk yumurtaların üzerine düşmesini engellemek için yumurtaların üzerinin yosunla kaplı olması ya da bulunduğu kabın açısının eğimli olması gerekir. Kuluçkanın son iki haftasında nem değerini yakından takip etmek gerekir.Fazla nem olursa erken kırılmalar olur ve prematüre olarak doğarlar. Yumurtalar çatlamaya başladığında eğer yavrulardan çıkmakta sorun yaşayan olursa onlara yardım edebilirsiniz.Yeni doğan yavru yumurtayı yumurta dişleri ile kırar ve ön ayaklarını yumurtanın gerisini soymak için kullanır.
Eğer ön ayakarı ortaya bu anlattığım şekilde çıkarsa çok nazıikçe kabuğunu kafa kısmının olduğu yerden soyarak çıkmasına yardımcı olun.Bu onun yumurta içinde boğulmasını önler.Yeni doğacak yavrular yumurtada birkaç saatten 2 güne kadar kalabilirler.Bu süre zarfının değişme sebebi yeni doğacak olan yavrunun oluşumunu tamamlamak için yumurta sarısı kesesini yeterince emmesiyle alakalıdır.Doğacak olan bu yavru bu keseyi emebilmek için kendini tamamen substatın altına gömer.(Bu arada diğer çatlamamış yumurtaları rahatsız etmemesi için ayrı bir kaba alınarak aynı akvaryumun içine yerleştirilmelidir.)Yavru yumurta sarısını bitirdikten sonra çok çok sığ 2.5-3.5 cm arası bir suya konarak suyla ilk tanışması sağlanabilir.Yeni doğan yavrular depoladıkları yumurta sarısını yeme periyotlarının 5 ila 6. günü yem kabul edeceklerdir.”
Tim’in yazısını bir daha gözden geçirmek gerekirse arkadaşlar kaplumbağaları yapay bir şekilde üretmek için 50-60 günlük bir süreye ihtiyaç vardır ve ortam ne kadar sıcak olursa (şartların müsade ettiği şekilde) yumurtalar o kadar çabuk çıkar.
Kırmızı yanaklarda cinsiyet kuluçka ısısına bağlıdır;
27 C altında doğacak olan yavrular erkek,
30 C de ise dişi olacaklardır.
27-30 arası ise karışık cinsiyetler gözlenebilir.

30 C de ise dişi olacaklardır.
27-30 arası ise karışık cinsiyetler gözlenebilir.

Çeviri-derleme: Kaan GÜLER
Dış Filtreler ve Biyolojik Döngü
by Dj_ReX on Mar.08, 2010, under Makaleler
Bu makalede sizlerle sudaki biyolojik döngü ve dış filtreler hakkında merak edilenler hakkında olabildiğince bilgilendirmeye çalışacağım.
Biyolojik döngü nedir ve neden gereklidir ?

Biyolojik döngü suda yaşayan aerob ve anaerob bakteriler sayesinde oluşan döngüye verilen addır ve suda yaşayan tüm canlılar için hayatsal önem taşır.
Akvaryumdaki biyolojik döngü “Amonyak (NH3) -> Nitrit (NO2) -> Nitrat (NO3)” basamaklarından oluşur. Bu azot döngüsü olarak da bilinir. Döngüde yer alan elamanlar ise nitrifikasyon bakterileri olarak bilinirler, bunların yanında yardımcı vazifesi üstlenen çürükçül bakteriler de bulunur.
Amonyak insan veya hayvan vücudunda çeşitli tepkimeler sonucu oluşan ve son derece zehirli bir atık biçimidir.Kaplumbağaların yediği besinler protein bakımından zengindir ve parçalanmaları sonucu ortaya çıkan madde amonyaktır. Eğer akvaryumda amonyağı yok edecek bir canlı bulunmazsa amonyak canlıları zehirler ve canlılar ölür. Bu işi nitrifikasyon bakterileri üstlenir. Su içindeki amonyağı daha az zararlı olan nitrite çevirirler. Yine bu bakteriler nitriti de ondan daha az zararlı olan nitrata çevirirler. Bu döngü böyle devam eder. Tabi bu noktada akıllara gelen en büyük soru da bu nitratın nereye gittiğidir. Eğer akvaryumda bitkiniz veya suyu filtre eden midye gibi canlılarınız yoksa nitrat patlaması denen olayı yaşarsınız. Akvaryum yeşil bir görüntü alır(Birçoğumuz yaşamışızdır)
Gelelim nitratın nasıl yok edileceğine…Nitrattan düzenli su değişimleri ile kurtulmak mümkün ya da ilk başta dediğim gibi akvaryuma bitki veya midye gibi bu nitratı tüketecek canlılar eklemelisiniz optimum düzeyde. Bitkiler nitratı bir nevi gübre olarak kullanırlar keza midyelerde besin olarak kullanarak akvaryumdaki fazla nitratın yok edilmesine katkıda bulunurlar.
Akvaryum döngüsü denen olay budur ve sucul canlıların aktivitileri için hayatsal önem taşır.
Dış filtrelerin biyolojik döngüye katksı nedir?

Dış filtreler de bu yüzden önemlidir. Nitrifikasyon bakterileri oksijen kullanarak azotlu bileşikleri parçalarlar. Dış filtre içindeki su akışı bu bakterilere gerekli oksijeni sağlayarak onların canlı kalmasına ve işlerini yerine getirmesine imkan tanır. Bakteriler tutunmak için yüzeye ihtiyaç duyarlar. Bu yüzeyi de dış filtreye koyduğumuz substratlar sayesinde elde ederiz. En çok ürediği yerler takdir edersiniz ki en çok yüzey alanına sahip maddelerdir. Filtre süngeri,seramikler ve gözenekli taşlar bu işi yerine getirmeleri için en uygun ekipmanlardır. Bu yüzeye yerleşen bakteriler zamanla buralarda çoğalırlar ve akvaryum içi döngüyü sağlarlar.Yeni kurulan akvaryumlarda bu döngü 15-30 gün arasında oturmaya başlar. Tamamen oturması uzun zaman alabilir(5-6 ay gibi). İlk akvaryum kurulumlarında bu döngünün başlaması için akvaryum içerisine azotlu bileşik eklemeniz döngüyü hızlandırır. Azotlu bileşik diye bahsettiğim ise yemden başka bir şey değildir. Bir kaç parça yem atılan akvaryumda çürükçül bakteriler devreye girerek bakteriler için gerekli besin olan amonyak üretimine başlarlar ve nitrifikasyon bakterileri hızla sayılarını artırarak kendileri için uygun yüzeylere yerleşmeye başlarlar.(dış filtre,kum,cam … yüzey alanı olan her şey)fakat en çok aktif oldukları yer su akışının olduğu dış filtredir bahsettiğim gibi. İlk akvaryum kurulumlarında önemli olan aşama bu döngü oturmaya başlamadan fazla canlı eklenmemesidir. Bu döngü basamaklarında bozulmaya ve akvaryumda amonyak patlaması olmasına sebep olur ki bu da ölümcüldür. Kaplumbağaları birer birer eklemek en doğrusudur yeni kurulan akvaryumlara. Yanlış bilinen bir vuku ise hiç canlı eklenmemesi gibi bir düşüncedir. Eğer ortama canlı eklemezseniz amonyak üretimi eklenen yemlerin parçalanması ve sudaki mikrobesinlerin çürükçüller tarafından sindirilmesi ile durur ve bakteriler aç kalarak ölürler. Eklenen canlı/lar amonyak üretimine devam ettiği için bakteriler işlerini yerine getirmekte güçlük çekmezler.
Dış filtreler ne kadar aralıklarla temizlenmelidir ?

Konuyu fazla dağıtmadan dış filtrelere dönecek olursak; döngü sonuşu oluşan nitrat zamanla akvaryumdan atılmazsa patlamaya neden olur demiştik. İşte bu durumda dış filtre temizliği ve su değişimleri giriyor meydana. Dış filtreye giren kaba pislikler (yem artıkları, dışkılar) nitrat oranını artırdığı için dış filtrelerin periyodik bakımlarının yapılması gerekiyor. Bu sürecin akvaryumdaki canlı yükünüz ve yemleme oranınız ile bağlantılı olarak değiştiğini söylemek gerekir. Dış filtremi ne zaman temizlemeliyim gibi çok sık gelen bir sorunun cevabı da sizin akvaryumunzda bitiyor aslında. Bunu test yapmadan anlamak bu işe yeni başlayan biri için zor olabilir. Fakat dış filtrenizi açtığınız zaman içinden çürük gibi fakat fazla keskin olmayan bir koku geliyorsa(ki bu suyunuza da yansır) bilin ki nitrat oranı artmıştır ve değişim zamanı gelmiştir. Eğer suyunuz çok kötü çürük kokuyor ise akvaryumda amonyak patlaması olmuştur ve çıkarılmayan canlılar hassasiyetlerine göre hastalanır ve ölür. Diğer bir yöntem ise nitrit-nitrat ve amonyak test kitleri kullanmaktır. Bu testlerle gelen kitapçıklarda sudaki nitratın optimum seviyesi yazar ve buna göre su değişimleri ve filtre temizliği periyodunu ayarlayabilirsiniz. Genel olarak düzgün yemlenen, akvaryum hacminin 2.5-3 katı devir-daim gücü olan bir dış filtreye sahip ve 2 kaplumbğanın bulunduğu bir tankta dış filtre temizliği en az 2 ayda bir yapılmaldır. Eğer dış filtrenizin emiş borusuna su geçişini zorlaştırmayacak derecede gözenekleri olan bir sünger geçirirseniz kaba pislikleri filtre içine girmeden tutmuş olursunuz ve fazla nitrat oluşumunu engelleyerek filtre temizlik periyotlarını daha da geciktirirsiniz.(Bu sünger haftada 1 kez düzenli olarak yıkanıp geri takılmalıdır.)
İdeal bir dış filre dizilimi nasıl olmalıdır?
Dış filtreler yukarda belirttiğim üzere akvaryum döngüsünde en önemli eleman olan bakterilerin yuvası konumundalar. Siz bu bakterilere ne kadar geniş yer hazırlarsanız onlar da o kadar işlerini yaparlar. İdeal bir dış filtrede mekanik filtrasyondan(kaba pisliklerin tutulması) çok biyolojik filtrasyona önem verilmelidir.

-Filtrenin ilk kısmı olan en alt tabakasına kaba pislikleri tutmak amacıyla seramik halkalar,bioballar ya da daha ucuza temin edilebilen plastik hortumlar 1 cmlik yuvarlaklar şeklinde kesilerek kullanılabilir. Bu tabakanın yapacağı iş kaba pislikleri tutmak ve bir miktar da bakterilere konak olmaktır. Bu tabakadan biyolojik filtrasyon konusunda fazla ümitli olmamak gerekir. Eğer yardımcı olsun diye gözenekli seramik kullanıyorsanız bakterilerin tutunacağı yüzeylerin çoğunun kaba pislikle dolu olduğunu filtreyi açınca görürsünüz. Pahalı seramik yerine ucuz fakat az da olsa biyolojik döngüye yardımcı olacak JEBO, RESUN gibi çin malı seramikleri tercih edebilirsiniz.

Bioball kullanımı da aynı sebeptendir. Fakat bioballar açıkcası hem çok yer kapladığından hem de seramiklere göre yüzey alanları daha küçük olduğundan pek tercih etmediğim filtre malzemeleridir. Bir artıları ise üzerilerinden hızlıca geçen suyu parçalayarak dağıtmaları ve bu sayede havayla temas eden suyun oksijen bakımından zenginleşmesini sağlamalarıdır.(bakteriler oksijene ihtiyaç duyarlar demiştik) Tercih sizin isterseniz hem seramik hem bioball kullanırsınız,isterseniz bioball ya da seramikten birini tercih edersiniz.

-Gelelim ikinci kısma. İkinci kısımda kullanılması gereken malzeme geniş gözenekli süngerler olmalıdır. Bu süngerler bakteri kolonizasyonu açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. İlk katmandan gelen küçük partikülleri tutarken bunların parçalanması işine de önemli katkıda bulunurlar. Bakterilerin önemli bir kısmı kendilerine burada konak bulurlar.Üçüncü kısma geçmeden önce bir şey eklemek istiyorum. Eğer dış filtrenizin içine kaba pisliklerin fazla giremyeceğini düşünüyorsanız(yani bu emiş hortumuna sünger takma işini ve temizliğini ciddiye alıyorsanız) ilk tabakadan sonra çok ince bir tabaka elyaf kullanabilirsiniz. Bunun size sağlayacağı fayda büyüktür. Biraz sonra bahsedeceğim üçüncü aşama olan biyolojik katmandaki malzemelerin tıkanmasını önler konulan bu elyaf. İnce partikülleri tutma özelliği sayesinde çabuk tıkanan elyaf düzgün kullanımda oldukça faydalı bir filtrasyon malzemesidir. Eğer dış filtrenize mekanik filtrasyon yaptıracaksanız bu katmana elyaf koymayın, çabuk tıkanmasından ötürü su debisinde düşmelere yol açar.Bu durumun bir kötü yanı da filtrenizin daha sesli çalışmasıdır.

- Üçüncü kısım , akvaryum için hayati önem taşıyan biyolojik döngünün asıl elemanlarına ev sahipliği yapan substrat bölümüdür. Bu kısımda kaliteli markaların(Eheim Substrat Pro, Sera Siporax) substratları kullanılabileceği gibi, alternatifleri olan lav taşı veya küp şeklinde kesilmiş koltuk süngerleri (sert sünger) de kullanılabilir. Buradaki amaç bakteriler için en fazla yüzey alanını sağlayıp maksimum bakteriyi filtre içinde tutmaktır. Eheim Substrat Pro bilinen tüm rakiplerine bakteri oluşum süresi açısından en az %30 fark atsa da bakteriler oturunca durum eşitleniyor.
Lav taşı ve sert süngerler de ucuza temin edebileceğiniz mükemmel filtrasyon malzemeleridir, şüpheniz olmasın. Biyolojik katman olarak bilinen bu kısımda bulunan substratın işini en iyi şekilde yapabilmesi için tıkanmamasına özen göstermek gerekir. Tıkandığında temizlemesi oldukça zordur.

Temel olan bu üç kısımdan sonra ince bir parça elyaf konulması hem substratın motora kaçmaması hem de kalan partiküllerin akvaryuma kaçmaması açısından iyi olur.
- Opsiyonel olarak kullanılabilecek filtrasyon malzemeleri ise zeolit ve aktif karbon gibi kimyasal tutuculardır.
Aktif karbon: Suda bulunan ağır metalleri ve kloru bağlayıcı özelliği vardır. Kristal berraklığında su arayanların kullanabileceği, bunun yanında ömrü kısa olan ve periyodik değişmesi gereken bir filtrasyon malzemesidir. Aktif karbonun sudaki ağır metalleri ve kloramini bağladıktan sonra doyum noktasına ulaştığı ve bu maddeleri akvaryuma geri saldığını savunan bir grup insan vardır. Fakat bunun böyle olmadığını iddia edenler de mevcuttur. En iyisi işi riske almayıp düzenli değiştirmektir. Kendi tecrübelerimle 3-4 ay kullandığım karbonun su değerlerime bir etkisinin olmadığını söyleyebilirim. Sonra değiştirdim işi riske atmamak için. İdeal değiştirme aralığı 30 gün olarak belirtiliyor.

Zeolit: Aktif karbonun uzun ömürlüsü ve ekstra olarak amonyak tutucu özelliği olduğu bilinir. 6 ay gibi bir süre kullanılabileceği sonra tuz ile ters yıkama yapıp bir 6 ay daha kullanılabileceği belirtilir. Çok güçlü bir amonyak emicidir. Özellikle amonyak patlaması sinyalleri veren akvaryumlarda su değişimi yapmadan amonyaktan kurtulmanın en pratik yoludur.
Dış filtrede Zeolit ve/ya aktif karbon kullanılacaksa dördüncü katman olarak kullanılmalıdır. Bunlar da, yine, işlerini hakkıyla yerine getirmesi için tıkanmaması gereken maddeler arasındadırlar. Zeolit ve aktif karbon file içinde kullanılırsa motora kaçmasına engel olunur. Diğer türlü yine ince tabaka elyaf işi çözecektir. Aktif karbon ve zeolit beraber kullanılacaksa önce zeolit sonra aktif karbon sırası takip edilmelidir.

Özetle, dizilim sırası:(alttan üste doğru)
1-Seramik,bioball (mekanik filtrasyon)
2-Geniş gözenekli sünger
3-(opsiyonel elyaf) Substrat (biyolojik filtrasyon)
4-(opsiyonel elyaf) Zeolit + Aktif Karbon (+opsiyonel elyaf)
Dış filtre temizliği nasıl yapılmalıdır?
En önemli ve en çok hatanın yapıldığı konudur dış filtre temizliği genel gözlemlerime göre. Dış filtre temizlenirken amaç bakterilere zarar vermeden kaba pisliklerden kurtulmaktır.Bakterilerin en büyük düşmanlarından biri sudaki klordur.Klorla temas eden bakteriler ölürler. Bu yüzden dış filtreyi akvaryum suyu ile yıkamak en mantıklısıdır. Öncelikle tıkanan elyaf varsa uğraşmadan atın. Yıkayıp tekrar kullanılabilir fakat fazla pahalı olmadığıdan yenisini koymak daha makbuldür. Bir leğenin içerisine substrat hacmi kadar akvaryumdan su çekip duldurun. Substratların diş fırçası yardımıyla tıkanan yerleri varsa temizleyebilirsiniz. Tıkanan yoksa hafif suda çalkalayıp geri yerleştiriniz. Süngerlerinizi de çok dikkatli bir şekilde altındaki kaba pislikleri alacak kadar sığ bir leğende akvaryum suyunda hafifçe çalkalamanız kafidir. Bakterilerin önemli bir kısmı hemen pisliklerin altında yoğunlaşmıştır. Bunlara zarar vermemeye özen göstermelisiniz o yüzden. Alttaki seramik halka,bioball gibi malzemeleri de yine akvaryum suyunda temizledikten sonra tekrar dizip, elyafları yenileyerek yeniden kullanıma hazır hale getirebilirsiniz filtrenizi. Bundan sonra 4-5 L kadar akvaryum suyunu kovaya doldurarak filtrenizi temizlediğiniz yerde bu suyu akıtana kadar çalıştırırsanız olası sıkışmış ince partiküllerin ya da pisliklerin akvaryuma değil de küvetinize akmasını sağlamış olursunuz. Tekrar tekrar belirtmekte fayda var : Kesinlikle filtrenin HİÇBİR malzemesini MUSLUK SUYU ile TEMİZLEMEYİNİZ.
Dış filtre ve biyolojik döngü ilişkisi denen hadise genel hatlarıyla budur.
Kaan GÜLER
Do turtles play ? (Kaplumbağalar oyun oynar mı ?)
by Dj_ReX on Mar.08, 2010, under Makaleler

“UTK( Tennessee Knoxville Üniversitesi ) araştırma ofisi tarafından derlenmiştir”
Ağustos 8, 1996 – Cilt 2, Sayı 10
Hollandalı tarihçi Johan Huizinga “Homo Ludens” adlı kitabında oyun oynamayı “tamamen biyolojik ve fiziksel aktivitelerin yerine geçen bir aktivite” olarak tanımlamıştır. Ev ortamında bakılan hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar; onları oyuna teşvik etmenin kendilerini daha iyi hissetmelerini ve bulundukları ortamda daha rahat olmalarını sağladığını saptamıştır. Genelde sürüngenler bu oyun döngüsünün dışında bırakılmışlardır. Çünkü, sürüngenlerin psikolojik durumları hakkındaki araştırmalar azdır. Bu da onların genel olarak oyun oynama yeteneklerinin olmadıklarına kanaat getirilmesine sebep olmuştur.
Zoo Biology dergisinin yakın zamanlardaki bir sayısında, UTK Psikoloji Bölümü Profesörü Dr. Gordon Burghardt, Washington Hayvanat Bahçesi’nde “su kaplumbağalarında oyun” bazındaki gözlemlerine dayalı bir rapor oluşturmuştur. Hem kaplumbağalarda oyun hem de bu işin boyutu ve doğası hakkındaki düşünceler oyunun aslında gereksiz bir aktivite olup olmadığı konusunda bazı soruları akla soktu.
Pigface (domuzsurat), Washington Hayvanat Bahçesi’ne 1940 yılında gelmiş bir Afrika su kaplumbağasıydı. 1980 lerde, bu kaplumbağa kendi kendini tırmalamaya başlayınca, görevliler Pigface’e top, çubuk, hortum gibi objeler vererek kendini yaralamasını engellemeye çalıştılar. Gözlemlere göre kaplumbağa zamanının büyük bir kısmını bu objelerle geçiriyordu. Bu da bir oyun oynama davranışı gibi gözüküyordu. Birkaç yıl sonra, kaplumbağanın kendini yaralamaya yönelik hareketlerini azalttığı görüldü.
1991 yılında Dr.Burghardt kaplumbağanın bu oyun hareketlerini ve mutluluğunu araştırmasının devamı niteliğinde kameraya kaydetti. Bu araştırmadaki amaç insanlar tarafından yetiştirilen hayvanlardaki oyun oynama içgüdüsünü kanıtlamaktı. Kaydedilen görüntüler kaplumağanın zamanının %67.7 sini aktif olarak geçirdiğini gösterdi. Bu zamanın %20.7 sini ortamına koyulan objelerle oynayarak geçirdiği saptandı. Kaplumbağanın aktif olarak geçirdiği zaman bu ilk izlenimde alışılagelmişin dışındaydı. Bu %67.7 lik oran bir kaplumbağa için fazlaydı. Genelde memeliler oyunla(aktif oldukları zamanın %1-10u arası) fazlaca vakit geçiren hayvanlar olarak bilinirken kaplumbağanın bu limitleri aştığı görüldü.
Birçok kaplumbağanın oyun bazındaki davranışları (ısırma,itiş kakış) onların doğadaki avlanmaları gibi hareketlerdir. Dr.Burghardt “oyun, gereksiz bir aktivite olarak tanımlanamaz; aksine hayatın süregelişinin bir parçası, teşvik edici bir aktivitedir.” demiştir. Tıpkı Pigface örneğinde olduğu gibi, hayvanın doğal koşullardan yoksun bırakılıp, aktif zaman geçirmeye teşvik edecek habitatında beraber yaşadığı türlerin ve zaman geçirebileceği objenin olmaması onu kendine zarar vermeye itmiştir.
Dr.Burghardt, genel inancın tam tersine, sürüngenlerin doğuştan gelen ihtiyaçları doğrultusunda aktif zaman geçirmeye teşkvik etmeyi doğru bulmaktadır. Sürüngenlerle ilgilenenlere önerisi onlara vakit geçirebilecekleri oyuncak bir şeyler sağlamanın yanısıra, onların doğalarıyla ilgili deneyler yapmaları ve bu sayede tecrübe edinmeleridir.
“Hayvanın mutluluğu ele alınırken, sadece fiziksel sağlığı tek başına düşünülmemelidir.”
Çeviri-derleme: Kaan GÜLER
kaynak: austinsturtlepage.com
Su Kaplumbağalarında Hibernasyon (Kış Uykusu)
by Dj_ReX on Mar.08, 2010, under Makaleler
- Öncelikle bilinmesi gereken en önemli nokta ; Eğer kaplumbağanızı çiftleştirmeyecekseniz, kış uykusuna yatırmanıza gerek yok.Birçok insan bu hatayı yapıyor benim ve bazı insanların düşüncelerine göre.(aksi görüşler de mevcut) Kaplumbağayı kış uykusuna yatırmaktansa dinlendirme moduna(aşağıda bahsettim) geçirmek sağlık açısından daha iyidir.
Erkek kaplumbağalar kış uykusundan kalktıktan sonra kendilerini toparlar ve dişi arayışına girerler. Kış uykusuna yatan türler bu içgüdüyü edinmiş durumdadırlar. Akvaryum içinde da buna benzer bir ortam oluşturmak, üremeyi tetikleyecektir.
(Bir küçük ipucu: Eğer kış uykusuna yatırmaktan korkuyorsanız veya istemiyorsanız, suyu 15-18 dereceye çekerek(türe göre) 1-2 ay kaplumbağanın metabolizmasını yavaşlatabilir(dinlenme modu) ve bu sayede çiftleşmesi için onu uyarabilirsiniz)
-Kapalı ortamlarda (ev içi sıcaklığa sahip), kaplumbağaları kış uykusuna yatırmayın ve asla ve asla zayıf ya da hasta bir kaplumbağayı da kış uykusuna yatırmayın.
-Kış uykusuna yatırmak kaplumbağaların donması demek değildir. Kaplumbağaların donarak yaşaması mümkün değildir. (Painted türü kaplumbağalar hariç. Kanlarında antifriz vardır ve bu sayede tilk kışlarını yuvada don vakaları ile beraber geçirirler.)
Kış uykusuna yatırmadan önce yapılacaklar:
- Öncelikle hayvanınızı 1 ay kadar beslemeyi kesmelisiniz. Kış uykusuna yatan hayvanın içi tamamen boş olmalı. İçinde besin kalırsa kış uykusu sürecinde çürür ve hayvan hasta olur.Bu arada su sıcaklığını da kademe kademe düşürerek hayvanı kış uykusu moduna sokmalısınız. Bu derece 12 ye kadar düşebilir.
- Hayvanınızı kış uykusundan önce tartıp değerleri not edin. Kaldırdığınız zaman tekrar tartıp ona göre bir beslenme programı hazırlayınız.
- Hayvanınızın hasta olmadığı konusunda emin olduktan sonra kış uykusuna yatırmaya hazırsınız demektir.
Kış uykusuna yatırma yöntemleri var birkaç tane. Ben iki tanesini açıklayacağım.
1- Dışarıda(Havuz)Hibernasyon.

Temel olarak ihtiyacınız olan şey bir havuz. Dikkat edilmesi gereken nokta ise havuz derinliği. 90 cm ve üzeri makuldur. Diğer türlü havuzun tamamı donar ve kaplumbağalar da malesef ölür. Havuzun dibinin çamur kıvamında toprak ve yapraklarla donatılı olması gerekmektedir. Kaplumbağa ısının düştüğünü anlayınca kendini kış uykusu moduna hazırlar. Hareketleri yavaşlar, yem yemesi durur. En sonunda kendini toprağın içine gömer ve kışı orada geçirir.
2- Buzdolabında Hibernasyon.
Makalenin bu kısmında bu işi ilk defa yapmış bir arkadaşın durumunu yazacağım size.
Öncelikle Katie isimli bayan bu işi iyice araştırmış ve kendi için uygun olan yöntemin buzdolabı olduğuna karar vermiş.Çünkü,havuzda birçok ekstrem durum olabileceğini ve bunların kontrol altına alınmasının zor olduğunu düşünmüş.(değişken sıcaklıklar,nem dengesi vb.)
Gerekli ekipmanlar:
Buzdolabı
Plastik kap (Tercihen ayakkabı kapları)
Opsiyonel olarak hava motoru ve bunun için borular.
Hassas termohigrometre
Katie öncelikle bir oda tipi buzdolabı edinmiş. Ayrıca kaplumbağalarını koymak için ayakkabı kutuları satın almış. Buzdolabının iç sıcaklığını ve nemini ölçmek için de kablolu termohigrometrelerden temin etmiş.Kaplumbağaları kış uykusuna yatırmadan 4 hafta kadar önce buzdolabını çalıştırmış ve nem-sıcaklık gibi değerleri gözlemlemiş. İçeride nem bulunması için su bulunduran Katie aldığı hava motorunu bir hortum vasıtasıyla bu suyun içine hava verecek şekilde dizayn etmiş. Bu sayede hem nem hem de gerekli oksijen sağlanıyormuş. (Çoğu insan bu tarz hava motorları kullanmak yerine günde 1 kez açıp havalandırmayı tercih ediyor. Fakat Katie işi sebebiyle ters bir durum olmasın diye bu düzeneği kurmuş.) Termohigrometreyi de kablosu vasıtasıyla kaplumbağayı koyacağı kutunun içini ölçecek şekilde hazırlamış.
Hibernasyon ortamı:
Kaplumbağa koyulacak ortama peat moss(turba yosunu) ile harmanlanmış substrat zemin malzemesi olarak kullanılmış. Ayrıca her kabın kapağına birer de delik açılmış kaplmbağanın oksijen alabilmesi için. Kaplumbağaları bu kaplara yerleştirmiş. İlk başta biraz hareketli olan kaplumbağalar sonra yavaş yavaş durulmuş. Katie, buzdolabına koyma anını çok trajik olarak bir an olarak değerlendiriyor
Kontroller:
Katie ilk başta kaplumbağalarını haftada bir kontrol ediyormuş(ki bu yanlış). Onları dışarı çıkarıp soğuk suda yıkayıp,gözlerinin parlaklığını kontrol edip, substratlarının nem dengesini ayarladıkıktan sonra kaplumbağaları tartıp tekrar koyuyormuş. Sonra kendisi de bunun çok sık olduğunu düşünüp 2 haftada bir yapmaya karar vermiş. Rutin kontrolleri yaptıktan sonra kaplumbağalarının üzerindeki fazla suyu bir havlu yardımıyla silen Katie onları tartıp durumlarını kontrol etmeye devam etmiş. Kaplumbağalarında bir kilo kaybı yaşamayan Katie, bazılarının kilo aldıklarını bile söylüyor(Islanmalarına bağlıyor). Eğer bir kaplumbağa kilosunun %10 undan fazlasını kaybederse o kaplumbağayı uyandırmak gerekiyor. Böyle bir durumda yavaş yavaş uyandırılan kaplumbağaya yem vermeyi denememiz gerektiğini söyleyen Katie, 2 hafta kadar yem yemeyen kaplumbağanın bir veterinere gözükmesi gerektiğini vurguluyor. Şanslıymış ki bunların hiçbiri başına gelmemiş.
Ne kadar kış uykusuna yatırmalı ?
Kasım gibi sıcaklıkların düştüğü zamanlarda kış uykusuna yatan kaplumbağa havanın sıcak olmaya başladığı Mart sonlarına doğru uyandırılmalıdır.
Kalktıktan sonra yapılacaklar
Kaplumbağayı uykudan tamamen kaldırdığınız gün onu iyice yıkayıp ,kalacağı ortamdaki su sıcaklığını da 17-18e ayarlayıp, kademeli olarak artırmalıyız. Bir hafta sonunda 23-24 dereceyi bulan su kaplumbağaların kendine gelmesini sağlayacaktır. Bu süre zarfında yavaş yavaş vitamin,kalsiyum takviyesi yapılmış yemler onlara sunulmalıdır. Yemeyebilirler, endişe etmeyin. Sadece ılık su banyosu yaptırın kaplumbağalarınıza, bu onların sindirim sistemlerini tekrar aktif etmeye yardımcı olur.
Sağlıklı kaplumbağalar dilerim.
Kaan GÜLER


